23 nisan törenlerinin yaklaştığı ve öğretmenin törende görev alacak öğrencileri seçtiği gündü. çeşit çeşit halk oyunlarından ve korodan kurtulsam da şiir okuma grubuna katılmak zorunda bırakılmıştım. altı kıtalık şiiri üç kişi okuyacaktık: kadir, züleyha ve ben. öğretmenimiz “siyah pantalon, siyah yelek, siyah papyon ve beyaz gömlek giyin” demişti.
koşa koşa eve geldim ve anneme durumu bildirdim. annem; çeşitli zamanlarda türlü türlü kıyafetler dikerdi bize, çok özel tasarımlarını da bizim üzerimizde denerdi hep. o sıralarda “yeşil” bir tema üzerinde çalışıyordu. anneme 23 nisan töreninde şiir okuyacağımı ve siyah kıyafetlere ihtiyacım olduğunu söyledim. fakat annem, yeşil pantalon ve yeşil yeleğin hazır olduğunu, yeşil papyonla da kreasyonu tamamlayabileceğini, siyah kıyafete ne gerek olduğunu söyledi. ben; her ne kadar öğretmemizin siyah kıyafet istediğini vurgulasam da öğretmeni arayarak yeşil üzerindeki ısrarını bildirdi ve onu da ikna etti. çaresiz kabul ettim.
annem, asıl sürprizi tören günü sabahında, yeleğin üzerine diktiği püsküllerle yapmıştı. en çok da o yeşil ayakkabıları nereden bulduğunu merak etmiştim. okulun bahçesine gittiğimde züleyha ve kadir’le karşılaştım. önce garipsediler, gülecek gibi oldular ama gülmelerine fırsat vermedim. şiiri bir kaç defa daha tekrarladık. bir kıta kadir, bir kıta züleyha, bir kıta ben okuyacaktım. sonra aynı sıra ile birer kıta daha okuyup şiiri bitirecektik. provalarımızda gayet iyiydik, hiç aksamadan şakır şakır okuyorduk şiirimizi. tek sorun benim yeşil olmamdı.
tören başladığında okulun içinde sıramızın gelmesini bekliyorduk. halk oyunlarının, daha sonra da “helvacı helva” oyununun sesi geliyordu dışarıdan. fakat daha sonraki oyunun şarkısını duymam benim için hiç iyi olmamıştı. diğer sınıfın öğrencilerinin “aman ördek yeşil yeşil ördek” oyunu başlamıştı. kafamı uzatıp baktığımda onların bile yeşil olmadığını görmüştüm. “yeşil” kelimesini her duyduğumda, başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. her şey tamamdı da şimdi bu “yeşil ördek” oyunu da nereden çıkmıştı. bir anda psikolojim alt üst oldu. “ne yapsam da şiir okumaktan kurtulsam” diye düşünmeye başladım. “yalandan bayılmış gibi yapsam, hatta ölü taklidi mi yapsam acaba? ya da yeşil yeleğin püsküllerini birbirine bağlayıp intihar mı etsem” diye içimden geçirirken; “şimdi de 2-c sınıfı öğrencilerinden 23 nisan şiirini dinliyoruz” anonsunu duyduk. artık çok geçti, geri dönüş yoktu. “aman ördek yeşil yeşil ördek” oyununun hemen ardından şiirimizi okumak üzere yerimizi almıştık.
çok heyecanlıydım ama heyecanım; ilk defa bu kadar kalabalık karşısına çıktığım için değil, yeşil olduğum içindi. çünkü herkesin gözü bendeydi. kadir siyah, züleyha siyah ama ben yeşildim. hatta okulun bahçesindeki tek “yeşil” bendim. o anda benim için hayat durmuştu. hiç kimseyi duyamıyordum, kulağımdaki hafif çınlama eşliğinde karşımdaki insanları süzüyordum. kadir ilk kıtayı okuyarak şiire başladığında kulağımdaki çınlama geçti. ikinci kıtayı züleyha, üçüncüyü de ben okudum. ne olduysa kadir’in dördüncü kıtayı okumasından sonra oldu. sanki herkes parmağıyla beni göstererek “ahahaha yeşil çocuğa bak” der gibiydi. bir anda zaman durdu benim için, kulağımdaki çınlama tekrar başladı ve beşinci kıtayı züleyha okuması gerekirken araya daldım, ben okudum. ağır çekimde; önce züleyha’yla sonra da kadir’le göz göze geldik. züleyha’ya altıncı kıta kalmıştı ama o kendini beşinciye hazırladığı için bir anda durakladı. çaktırmadan sufle verdim ve ilk mısrayı okuttum ama sonra yine durakladı. ikinci mısrayı fısıldayamazdım çünkü bütün okul bizi seyrediyordu. züleyha son kıtanın ikinci mısrasında kalakalmıştı. sunucu öğrenci araya girdi ve “2-c sınıfına bu güzel şiiri için çok teşekkür ediyoruz” dedi. koşarak içeri girdiğimizde züleyha ağlamaya başladı. o sırada öğretmen yanımıza geldi. züleyha her ne kadar “öğretmenim uğur benim okumam gereken yeri okudu, onun yüzünden şaşırdım” falan dediyse de kadir’le birlik olduk ve suçu züleyha’nın üstüne attık. artık hem suçlu, hem güçlü hem de yeşildim.
öğretmen ona kızmasa da züleyha bu duruma çok bozulmuştu. hatta ilkokul hayatımız boyunca benimle hiç konuşmadı. “varsın züleyha beni kötü bilsin” dedim kendi kendime. ona ya da herhangi birine, herkes siyah iken yeşil olmanın nasıl bir duygu olduğunu açıklayamazdım. açıklayamazdım çünkü, kendim de anlayamamıştım. “belki de, annem bana hayatımız boyunca hepimizin istediği o ‘farklı olmak’ duygusunu, beni yeşil yaparak yaşatmak istemişti. ama ben bunu bir avantaj olarak görememiş, kendi aleyhimde kullanmıştım” gibi bir çok teori ürettiysem de, gerçekte “yeşil olmak” kavramının ne anlama geldiğini hiçbir zaman anlayamadım.
özet: 8 yaşındaysanız ve yeşilseniz hayat çok zor olabilir.
uğur tosun